Öğlenin son sıcağında okulun yanındaki kum sahada topun peşinden koşturuyorum.Maç son anlarında berabere bitecek gibi görünüyor…Sahanın ortasında top bana geliyor.Hızla karşı kaleye doğru hamle yapıyorum.Adım attığımda yumuşak kum pof diye havaya kalkıp terli suratıma yapışıyor.Karşı takımdan sıra arkadaşım topu almak için önüme geliyor.Oysaki o biraz kilolu,koşarak geçiyorum yanından kolaylıkla.Kaleyi belirlemek için üst üste koyduğumuz taşları gördüm şimdi.Daha önde olan arkadaşım eliyle topu atmamı istediği yeri gösteriyor.Görmezlikten geliyorum onu.Dün düşüp kanayan sağ dizimin acısını hissediyorum bir an ama çok yaklaştım kaleye.Plastik topa sertçe vuruyorum.Top biraz yön değiştirir gibi oluyor ama…Evet işte gol oldu gol…

Maç bitiyor az sonrasında.Çok ama çok mutluyum kazandığımız için.Hemen çeşmeye koşuyorum ama biraz geç kaldığımdan bekliyorum.‘Uff hadi ya çabuk olun biraz çok yoruldum…’Dinlenmek için sahanın arkasındaki ağacın altında gölge bir yere oturuyorum.Maç hakkında konuşuyoruz arkadaşlarımla ama kaybedenler konuşmuyor nedense.Hava hala sıcak fakat bu sıra halinde yanımızdan geçen karıncaların umurunda değil galiba.Biraz önce büyük kırmızılı bir tanesi ayakkabıma çıktığı gibi indi.Hava da iyice karardı artık.Evlere dağılsak iyi olacak.Daha yeşil olan iğde ağaçlarının yanındaki patika yoldan geçiyoruz.Bazı arkadaşlarım dayanamayıp koparıyor birkaç tanesini.Ama tadı kötü,hemen tükürüyorlar.Işıklarda yandı,bu iyi.Bazı arkadaşlarım ayrılıyor burada.İçinden biri ‘bir dahaki maça görüşeceğiz’ diyor ama onu ‘hadi ya’ diye susturuyor diğeri.Kurbağaların daha yeni doğdukları yerin yanından geçiyoruz şimdi de.Bunlar kurbağa değil sanki balık gibi yüzüyorlar.Çok sulak ve ilerisi karanlık bir yer burası.Hızlı adımlarla kalan iki arkadaşımla kaçıyoruz buradan.Ve işte ilerde evlerimiz görüldü.
Burası çok aydınlık.Patika yol bittiği için çimlerden yürüyoruz..Tüm apartmanlar yan yana.Balkonlarda oturan yaşlı amcalar var.Bazısı okey oynuyor bazısı televizyon izliyor.Az ilerde teyzeler sohbet ediyorlar akşam çaylarıyla.Yürüdüğümüz yerde dokuz aylık oynayan küçük çocuklar var.Topu hep havaya kaldırmaya çalışıyorlar.Eve çok yaklaştım şimdi.Arkadaşlarımla vedalaşıyorum.‘Vay be ne maç oldu değil mi,yarın bir daha yaparız’ diyorum.Evin arkasındaki çardağa oturdum dinlenmek için.Bugün yıldızlar ne güzelmiş.Mahallenin kedilerinin seslerini duyuyorum.Eh o kadar alıştırırsan senden hep şefkat beklerler.Tabi bir de yemek…Evin zilini çalıp anneme artık yemek var mı diyorum.Şanslıyım çünkü annem aldığı balığın kafalarını bir poşete koymuş ve kedilere vermek için beni bekliyormuş.Hemen poşeti alıp kedilerin yanına koyuyorum.Siyah olan daha koymadan zıplıyor poşete,kokusunu aldı belli ki.Çardağa annemle bir süre oturup onları izliyoruz.‘Sarılı beyazlı koca bir balık kafası alıp uzaklaşıyor,bak’ diyor annem.Onları izlemek çok komik.Bir kaçının kafasını okşayıp eve giriyoruz.Annem ‘bak televizyondan duydum kedilerden virüs bulaşıyormuş,ellerini iki-üç kez yıka’ diyor.‘İstersen dolabın altında vim’de var’.Ellerimi yıkayıp geliyorum sofraya.Uff yemekler güzel bugün.Önce tarhana çorbası geliyor önüme.‘Çorba içersem balığın hepsini yiyemem ama’ dediğimde annem ‘hadi ekmeksiz yersin’ diyor.Yorgunluktan mı ne hem çorbayı hem de balığı götürüyorum güzelce.
Yemekten sonra televizyon odasına geçiyoruz.Annem daha bulaşıkları yıkayıp makineye diziyor.Babam hesap yapıyor yine masada.Birazdan meyve ve çekirdek geliyor.Televizyon başında zaman çabuk geçiyor.Yatma vakti gelmiş bile.Odam biraz soğuk gibi.Annem kışlık yorganı çıkarıyor dolaptan.Naftalin kokusuyla dalıyorum rüyalara…

Maç bitiyor az sonrasında.Çok ama çok mutluyum kazandığımız için.Hemen çeşmeye koşuyorum ama biraz geç kaldığımdan bekliyorum.‘Uff hadi ya çabuk olun biraz çok yoruldum…’Dinlenmek için sahanın arkasındaki ağacın altında gölge bir yere oturuyorum.Maç hakkında konuşuyoruz arkadaşlarımla ama kaybedenler konuşmuyor nedense.Hava hala sıcak fakat bu sıra halinde yanımızdan geçen karıncaların umurunda değil galiba.Biraz önce büyük kırmızılı bir tanesi ayakkabıma çıktığı gibi indi.Hava da iyice karardı artık.Evlere dağılsak iyi olacak.Daha yeşil olan iğde ağaçlarının yanındaki patika yoldan geçiyoruz.Bazı arkadaşlarım dayanamayıp koparıyor birkaç tanesini.Ama tadı kötü,hemen tükürüyorlar.Işıklarda yandı,bu iyi.Bazı arkadaşlarım ayrılıyor burada.İçinden biri ‘bir dahaki maça görüşeceğiz’ diyor ama onu ‘hadi ya’ diye susturuyor diğeri.Kurbağaların daha yeni doğdukları yerin yanından geçiyoruz şimdi de.Bunlar kurbağa değil sanki balık gibi yüzüyorlar.Çok sulak ve ilerisi karanlık bir yer burası.Hızlı adımlarla kalan iki arkadaşımla kaçıyoruz buradan.Ve işte ilerde evlerimiz görüldü.
Burası çok aydınlık.Patika yol bittiği için çimlerden yürüyoruz..Tüm apartmanlar yan yana.Balkonlarda oturan yaşlı amcalar var.Bazısı okey oynuyor bazısı televizyon izliyor.Az ilerde teyzeler sohbet ediyorlar akşam çaylarıyla.Yürüdüğümüz yerde dokuz aylık oynayan küçük çocuklar var.Topu hep havaya kaldırmaya çalışıyorlar.Eve çok yaklaştım şimdi.Arkadaşlarımla vedalaşıyorum.‘Vay be ne maç oldu değil mi,yarın bir daha yaparız’ diyorum.Evin arkasındaki çardağa oturdum dinlenmek için.Bugün yıldızlar ne güzelmiş.Mahallenin kedilerinin seslerini duyuyorum.Eh o kadar alıştırırsan senden hep şefkat beklerler.Tabi bir de yemek…Evin zilini çalıp anneme artık yemek var mı diyorum.Şanslıyım çünkü annem aldığı balığın kafalarını bir poşete koymuş ve kedilere vermek için beni bekliyormuş.Hemen poşeti alıp kedilerin yanına koyuyorum.Siyah olan daha koymadan zıplıyor poşete,kokusunu aldı belli ki.Çardağa annemle bir süre oturup onları izliyoruz.‘Sarılı beyazlı koca bir balık kafası alıp uzaklaşıyor,bak’ diyor annem.Onları izlemek çok komik.Bir kaçının kafasını okşayıp eve giriyoruz.Annem ‘bak televizyondan duydum kedilerden virüs bulaşıyormuş,ellerini iki-üç kez yıka’ diyor.‘İstersen dolabın altında vim’de var’.Ellerimi yıkayıp geliyorum sofraya.Uff yemekler güzel bugün.Önce tarhana çorbası geliyor önüme.‘Çorba içersem balığın hepsini yiyemem ama’ dediğimde annem ‘hadi ekmeksiz yersin’ diyor.Yorgunluktan mı ne hem çorbayı hem de balığı götürüyorum güzelce.
Yemekten sonra televizyon odasına geçiyoruz.Annem daha bulaşıkları yıkayıp makineye diziyor.Babam hesap yapıyor yine masada.Birazdan meyve ve çekirdek geliyor.Televizyon başında zaman çabuk geçiyor.Yatma vakti gelmiş bile.Odam biraz soğuk gibi.Annem kışlık yorganı çıkarıyor dolaptan.Naftalin kokusuyla dalıyorum rüyalara…
Hemm samsun çok güzeldir yeşille mavinin buluştuğu bir kent yani yarım asır kadar il gezmişliğim var bu kadar güzel yer görmedim.Karadeniz çok güzel be.Üniversite desen bir harika tercihlerinde bulunduracaklara tek diyeceğim imkan sınırsız burda.Tabi sınırsız dediysek gelip avrupadan 'şu yokmuş hani le' de denilebilir ama Türkiye için çok iyi.Tek eksiği diğer gezdiğim büyük denilen üniversitelerden 'ege,selçuk,anadolu' içinde alışveriş merkezinin olmaması uşağum.Alcaklarımızı çarşıdan hallederiz derseniz es geçmeyin derim benden demesi.Her şeyi geçtim sahile gidip denize vuran yakamozun ışığında oturup etrafı seyretmek bile başlı başına 'neden samsun' sorusuna cevaptır bence...
Hmm Kütahya,evet.İlk günden başlayayım.Buraya geldikten sonra Niğde gibi 13,5 yıl yaşadığım ve son günleri rüya gibi geçen bir yerden gelip bu kadar sıkıntı çekeceğimi bilsem gelmezdim baştan - gitmeseydin madem demeyin,bazı şeyler sizin elinizde olmuyor -.Okulu ayrı,hocaları ayrı,arkadaşları ayrı,her şey bir başkaydı.Burada öyle ahım şahım güzel bir anı yok,belki vardır az olduğundan şu an atlamış olabilirim.Yapmak istediğim çoğu şeyi gerçekleştiremedim burada,olmadı.O kadar şaşalı bir vaziyette gelip burada sıradan biri olmak kötü oldu belki de.Zamanla ayak uydursam da sevmiyordum ortamı,tabi ortam diye bir şeyden bahsedilebilirse.Öyle bir şeker fabrikasından gelip harabe ve en küçük depremde bile sallanan,her yerden örümcek çıkan,hiç kendi yaşıtının olmadığı ve her yere uzak bir yere gelince ilginç oldu.Üstüne üstlük okulda iyi olmayınca daha ne olsun,dünya da verilmiş ceza bana.Sonra aa notlarda kötü gelmesin mi,nedeni ben değilim elbette,buraya kadar taktir verilmeye başlandığı 4.sınıftan beri alıyorum bu mereti.Çok da çalışıyordum ama olmuyordu.Sonradan bir yazılı sırasında arkama bir baktım,lan kopya çekiyor herkes.Hoca da en önde olduğumuzdan dolayı direk bize bakıyor.Notlar açıklanıyor ve notları tutup çalışmamın karşılığı olan not 45 alıyorum.Sonra arkada tabi sabaha kadar bu sınava çalışmış ve yazılı esnasında da çalışmalarına devam etmiş olanlar 80 alıyor…Hmm bak burda bir şey var şimdi,bu kadar da olmaz.O noktada kendinizi bir düşünün bakalım,bu kadar kötü bir durum olabilir mi hiç?Sen kalk o durumdayken gel burada bunları yaşa.Neyse o dönemler çok zordu gerçekten millet arkadaşlarını sınavda başarılı olayım diye seçiyordu ki bu şimdiye kadar tanıklık etmediğim bir şeydi.Bu böyle devam etti kötüydü.Sonradan yalvar yakar düzelttim notları ama başarı puanım düştü,üç küsurdu galiba.En çok sinir olduğum şey burada çalışanla çalışmayan aynı kefedeydi.Biri bana bu sınava girerken cevapları birinin yapıp önüne koyduğunu söyleyince de iyice coştum artık.Ben o şartlarda lise giriş sınavı kazanmak için debelenirken,burada sınavda kopya çekilip kazanılmış ve hala da devam edilip üni. sınavı için ek puancıklar almıştı.Daha ne diyeyim ki ben,neyse elbet vuruş sırası bize de gelecek,bu hayatta olmasa bile…
Nerden başlasam,bilmiyorum.Anlatılabilecek o kadar çok şey var ki.
Şöyle başlayayım bari.Şeker’de evimiz bahçeli ve baya güzeldi.Şimdiki gibi önünden arabaların geçtiği ve bu yüzden tek eğlencesi tv,ps veya internet olan çocuklardan çok ama çok şanslıydım.Çünkü her taraf çim,koşulacak,eğlenecek,yapılacak çok şey vardı.Tabi bunları tek başıma yapamazdım.Yaklaşık 16 blok ve 96 ailenin olduğu yerde çocuk da vardı sürüsüne.Şöyle bir düşününce aynı okula git,sonra gel aynı apartmanda otur,her anın birlikte geçsin;hafta sonları,akşamları,sabahları ve yapılacak bu kadar aktivite olsun.Daha ne isteyebilirdim ki…
Kumun içinde sıcakta atletle yapılan mahalle maçları,geceleri bisiklet farlarını yakarak yaptığımız seyahat oyunu,gazoz kapaklarından oynadığımız oyun –ki bi koli hala durur- ,neredeyse her gün okey ve bilardo,fabrikanın altından geçen kalorifer borularında elimizde meşaleyle ordan oraya gittiğimiz zamanlar,15-20 kişiyle oynadığımız half-life ve daha niceleri.her şey rayına oturunca daha bir güzeldi.Berberim bile 10 yıllıktı,gidene kadar hiç değiştirmedim.Aynı market,aynı otobüs,aynı yerler,aynı yüzler…Bir süre sonra sıkıldığımı hissetmiştim.Aslında ayrılınca bu kadar özleyeceğimi bilsem neden ayrılayım,da nerden bileceksin.Anlatmakta ne kadar başarılı oldum bilemiyorum.Zaten anlatmakla da olmuyor.Bunun için 2 yıl önce tekrar gittik Niğde’ye.Çok değişmiş gerçekten.
Ama maalesef iyi yönde değil fabrika için.Zaten özelleşince birçok tanıdık gitmiş,emekli olmuş babaları.Her tarafta köpekler vardı,ne eski kantin kalmıştı ne de eski okul.Hepsi harabe olmuştu geçen 3 yılda.Berber desen yaşlanmıştı artık ve işi devretmişti.Yani her şey değişmişti.Üzüldüm tabi ama o yolda yürürken eski arkadaşlarını görmek,eski gezdiğimiz yerlerde gezmek,eski anıları anmak mükemmeldi.3 gün sürdü ama bana çok iyi gelmişti bu gezi.